close

Sadık Hidayet 17 Şubat 1903’te İran’da dünyaya geldi.

“DOĞUNUN KAFKASI” ya da “İRAN’IN N KAFKASI” olarak bilinir

İran edebiyatında modern öykücülüğün kurucularındandır

Kendisini anlatırken basit bir insan olarak tanımlar:

“Hayat hikayemde önemli bir şey yok, başımdan ilginç olaylar geçmedi. Ne yüksek bir mevki sahibiyim ne de sağlam bir diplomam var. Okulda hiçbir zaman örnek bir öğrenci olmadım, başarısızlıklar her yerde buldu beni. Nerede çalışırsa çalışayım silik, unutulmuş bir memurdum; şefleri memnun edemedim. İstifa ettim mi seviniyorlardı. Bırak gitsin, yaramaz! Çevrem böyle görüyordu beni, haklıydılar belki de.”

Yaşamak için büyük gereksinimler değil basit ihtiyaçlar olduğunu savunur; “ticaret bil, para alışverişinden anla, borç isteyecek kadar yüzsüz ol.”

“Dünyada iki türlü insan vardır; çarpan, çarpılan. Çarpılanlardan olmak istemiyorsan, başkalarını çarpmaya bak. Fazla okumak lazım değil. İnsanı delirtir ve hayatın gerisinde bırakır. Ama matematik dersinde dikkatli ol! Dört işlemi bilmen yeter. Para hesabını becerebilirsen kazıklanmazsın, anladın mı? Hesap önemli; en kısa zamanda hayata atılman lazım. Gazeteyi okuyabiliyorsun ya, kafi. Ticaret öğrenmeli, insanlarla muhatap olmalısın. Beni dinlersen eğer, bir ton kitap okuyacağına, git ayakkabının bağını işporta tahtasına koyup sat, daha iyi. Yüzsüz olmaya çalış; unutulma sakın! Elinden geldiğince ortalarda boy göster. Kendi hakkını al; küfürden hakaretten yılma. Laf dediğin havada kalır. Bu kapıdan kovulursan, öbür kapıdan gülümseyerek gir. Anladın mı? Yüzsüz, kaba ve cahil. Bazen işlerin yolunda gitmesi için doğruymuş gibi davranmak gerekir. Memleketimizin bugün böyle adamlara ihtiyacı var. Günün adamı olmak lazım. İtikat, din ahlak, bunların hepsi laf salatası. Ama takiye yapmak gerek. Çünkü halk için önemlidir. İnsanlara itikat gerek; yular takmak lazım onlara. Yoksa toplum dediğin bir engerek yuvasıdır; nereye elini soksan, sokarlar. İnsanlar itaatkar, kaza ve kadere itikatlı olmalı ki sırtlarında güvende iş yapmak mümkün olsun. Önemli olan yemek yemek, selam vermek insanların arasına karışmak, kadınlara sırnaşmak, dans etmek yapmacık yapmacık gülmektir. Hele hele yüzsüz olmayı mutlaka öğren. Bu devirde böyle şeyler geçerli olduğuna göre, ayak uydurmak lazım.”

Beethoven ve Çaykovski dinlemeyi sever. Ressamlıkla da uğraşmıştır.

Ailenin tek çocuğudur. Bu yüzden hep ilgi odağı olarak büyümüştür.

Soylu ve varlıklı bir aileden gelmesine karşın yine de 5 -6 yaşlarındayken içine kapanık birine dönüşür

İran’da kitapları yasaklıdır. Bu yüzden Kör Baykuş’u ilkin Hindistan’da 50 nüsha olarak yayınlar. Üzerinde “İran’da basılması ve yayılması yasaktır” yazan bir mühür bulunur.

Bizde tüm eserleri YKY tarafından yayınlanmaktadır.

Türkçe’ye çevrilen ilk kitabı Kör Baykuş’tur ve Türkçe’ye Behçet Necatigil çevirmiştir.

Matematik ve benzeri şeyleri sevmezdi. Yazmak isterdi hep. Bu yüzden mühendislikten cayar Paris’e geçer orada yalnızca sanatla ilgilenir.

İlk kitabı Rubaiyyât-ı Hâkim Ömer Hayyâm’ı (“Filozof Ömer Hayyam’ın Rubaileri”) yirmi yaşındayken yayınlar

25 yaşındayken Paris’te Marne Nehri’ne atlayarak intihara kalkışır. Son anda kurtarılır.

İntiharı ise bir ifade biçimi olarak görür:

“Hiç kimse intihara karar vermez. İntihar bazılarına mahsustur. Onların yaradılışında vardır. Herkesin yazgısı alnına yazılmıştır. İntiharda bazı kimselerle birlikte doğmuştur. Ben, yaşamı sürekli alaya aldım. Dünya, tüm insanlar; gözümde bir oyuncak, bir rezillik, boş ve anlamsız bir şeydir. Uyumak bir daha uyanmamak istiyorum. Rüya da görmek istemiyorum”

Tüm bunlara rağmen ağabeyine yazdığı mektupta “bir hata işlediğini ama akıllandığını” yazar.

Çok sevdiği ve dönemin başbakanı olan eniştesi yobazlar tarafından öldürülür. Bu olay onu derinden sarsar.

Yaşadığı son dönemlerde Kafka çevirileriyle uğraşır. Kendisi yazamamaktan çok şikayetçidir.

Paris’te günlerce doğalgazı olan bir daire arar. Bir sabah traş olur, takım elbise giyer, cebine kalan parasını koyar, müsveddelerini yakar ve doğalgazı açarak aynı Sylvia Plath gibi intihar eder.

Sadık Hidayet’in ölümünü şöyle anlatmış 25 yıllık dostu Bozorg Alevi:

“Paris’te günlerce, havagazlı bir apartman aradı,
Championnet Caddesi’nde buldu aradığını;
9 Nisan 1951 günü dairesine kapandı 
ve bütün delikleri tıkadıktan sonra gaz musluğunu açtı.
Ertesi gün ziyaretine gelen bir dostu, onu mutfakta yerde yatar buldu.
Tertemiz giyinmiş, güzelce traş olmuştu ve cebinde parası vardı.
Yakılmış müsveddelerinin kalıntıları, yanı başında, yerdeydi.

Öldüğünde Kafka’nın yazıları yanında bulunmuştur.

Kabri, Yılmaz Güney’in de yattığı Père Lachaise Mezarlığı’ndadır

Bonus

Vejeteryandır. 1927’de, İnsan ve Hayvan’ın genişletilmiş şekli olan Fevâid-i giyahhârî (Vejetaryenliğin Yararları) yayımlanır. Hidayet, Hazret-i Ali’nin “Midelerinizi hayvan mezarlığı yapmayın” sözüyle başladığı bu kitapta vejetaryenliği bütün boyutlarıyla ve nerdeyse bir dünya görüşü düzeyinde incelemektedir.

Bonus 2

Sadık Hidayet’ten Türkçeye yapılan ilk çeviri, bilindiği kadarıyla, Varlık dergisinin 1 Aralık 1957 tarihli 467. sayısında çevirmen adı belirtilmeden bir sunuş notuyla yayımlanan” Üç Damla Kan” öyküsü oldu.

Emrah Ateş

16 04 2019 tarihinde yayınlanan Homeros’tan Bize Kalan radyo programına ilişkin notlardır.

Tags : iran edebiyatıradyo program notlarıradyo programı notlarısadık hidayettürk edebiyatı
Emrah Ateş

Yazar Emrah Ateş

Yorumlar