close

Tüm alışkanlıklarımı bıraktım. Bir sigara kadar bile sevmiyor muşum belki de onları. Gerçi hiçbir şeye körü körü bağlanamadığım için hiçbir şeyi de göz göre göre bırakmadım ben. Belki de bu yüzden herhangi bir şeyin yokluğunu çok uzun süre hissetmiyorum, kolay alışıyorum.

Kimi kandırıyorum ben:

Yazmayı özledim; yazıyorum bir şeyler yazmasına ama bir sorun var; cümlelerimi kurarken, noktaları, işaretleri koyarken önceden hissettiğim o his yok artık. Önceleri bir şey yazdığımda “işte şimdi beni anlatacak bir şeyler koydum ortaya” diyebiliyordum. Ya da “birilerinin işine yarayacak, birinin kendisini bulmasını sağlayacak şeyler…” Önceleri “neden yazıyorsun?” dediklerinde “çünkü başka çarem yok” derdim. Yeni bir çare mi buldum? Yok. Peki o zaman niye yazamıyorum?

Üçüncü kitabımın çıkmasına yakın evden taşınmam söz konusuydu. Biraz da geçmiş çalkantılı yaşamımın ekmeğini yedim sanırım. Yazılabilecek her şeyi yazdım, okunabilecek her şeyi okudum ve bu benim içimde “eee yazılmamış şey kalmamış ki” duygusu oluşturmaya başladı. Gelgelelim, hazır taşınıcam kendime ait bir çalışma odası yapacağım dedim, sanki bu zamana kadar çalışma odam varmış gibi. Ama yok olmadı o iş. Ama aslında çok sorun olmaması lazım. Bu üzerine suç atılacak bir mazeret değil.

Peki edebiyat dünyasının bu kadar piyasalaşması, gönderdiğim öyküleri yayınlayan dergilerin satılmaması, ya da basılan kitapların büyük yayın evi değilse satılamaması, okuyucuya ulaşamaması gerçekliğini kabul etmem mi beni uzaklaştırıyor beni bundan?

Çok okumanın vermiş olduğu “benden çok daha güzel yazanlar varken hiç araya girmeyeyim” endişesi mi?

Evlendim, önceliklerim ve hayatım değişti onlara odaklanmalıyımın derdi mi bu? Bazen bir hikayeye başlayacak gibi oluyorum sonra diyorum ki “bu hikaye beni 1 hafta boyunca akşamları kapatır, hanıma ayıp olmasın” deyip vazgeçiş mi?

İlham geldiğinde iş yerinde olmam, iş yerinde yazamıyor olmam, yazmaya kalkınca hep saçma sapan bir şeylerin çıkması ve zaten iş için yeterince başka bir şeyler yazıyor oluşum…

Aslında biliyor musunuz, şimdi fark ettim de yazamamak için o kadar bahanem varmış ki…

Şimdi biriniz çıkıp dese ya, “zaten yazar, tüm bu kara bulutların içinde yazabilen adamdır” diye. Pardon adam demeyin o zaman cinsiyetçi oluyor “yazabilendir” diyelim biz ona. Belki o zaman yazarım. En azından yazamamayı yazarım. Yazamamayı yazamamak…

Not: eminim ki biri bunu da denemiştir…

Emrah Ateş

17 02 2020

Tags : yazamamanın sırrı
Emrah Ateş

Yazar Emrah Ateş

Yorumlar