close

Babam, iş maddiyata bindiğinde her şeyi gözünde büyüten bir adamdı. Bu hastalık ondan bana geçmiş bile olabilir. Örneğin Kartalspor’un seçmelerine gireceğim zaman krampon ve forma alma şartını duyunca babama söylemiştim. Zamanında köyden Istanbul’a göçen diğer anadolu babaları gibi “nereden bulcam şimdi onlara para” diyerek bu isteği reddetmişti. Bu isteği reddedilmeyen Ali Güzeldal ise bir dönem Trabzonspor’da bile oynadı.

Ilkokulda sınıf öğretmenimiz, Barış Manço’nun bir şarkısıyla 23 Nisan için gösteri düzenleme kararı aldı. Elimizde rengarenk tüller, boynumuzda papyonlar, askılıklı pantolonlar giyerek güzel bir oyun oynayacaktık. Is provaların bitip elbiselerin alınmasına gelince ben hemen oyun listesinden adımı sildirdim. Babamın karşısına para harcamasını gerektirecek bir şeyle gitmek istemiyordum.

Bizi o dönemler ailemiz sırf, eti senin kemiği benim, diyerek teslim ederdi hocalara. Öğretmenler için müşteri değil yontulacak odunduk biz. Ama Bu lafı yanlış anlayan hocamız bir kasap ciddiyetiyle döverdi dövünce… Gerçi Allah’ı var çok da yardımı dokundu bana. Işte o hoca durumu manevi annem Ayse Guzeldal’a ( ilk paragraftaki Ali’nin halası) durumu ispiklemişti. Gösteri gününe birkaç gün kala tüm kıyafetleri bir şekilde halletmiştik. Ama ömründe bir ayakkabıyı yırtmadan bir yıl bile gitmeyi başaramayan ben, son prova çıkışı ezilmiş kola kutusuyla maç yapayım diyerek yırttım o ayakkabıyı. Durumu anneme ağlayarak anlattım ama “babama da sakın söyleme, kızmasın” diye de tembihledim.

Ertesi gün 23 Nisan’dı, gösteriye gittim. Kalabalığın arasına karıştım hızlıca. Sonra bir işittim ki biri bana sesleniyor. Babam, elinde yeni bir çift ayakkabıyla…

Dipnot: o ayakkabının da ömrü çok uzun olmadı.

Emrah Ateş

 

Tags : 23 nisançocuklukdoksanlarmahalle maçı
Emrah Ateş

Yazar Emrah Ateş

Yorumlar