close
“İnsanlık öldü mü?, dedim.
Yok, dedi, ölmedi, ölmedi ama, bir şeyler oldu, başka bir yerlerde sıkıştı kaldı herhalde?”
der Yaşar Kemal “Kuşlar da gitti” kitabında.
Zaman mı aynıydı,
yoksa her şeyin gittikçe kötüleşeceği daha önceden mi belliydi,
eskiler çok mu akıllıydı
yoksa biz o kadar aptallaştık ki tüm kehanetleri gerçek mi çıkarıyoruz bilemiyorum ama, Yaşar Kemal’in insanlık bir yerlerde sıkıştı dediği o günler, bu günler artık. Üstelik yalnızca onun değil, John Steinbeck’in, Sait Faik’in, Orwell’in dediği günlerdeyiz.
Oysa söz konusu iyilik ise, kolaylığa inandım ben hep. Çünkü basit görünen şeyler günümüzü güzelleştirebilir. Yani hiç tanımadığım biri yolda yanımdan geçerken bana gülerek merhaba dese, ben de başkalarına aynısını yapma gereği duyarım. Bu his yapışır üzerime. Ama hepimiz kendi yaşam alanlarımızda bile birbirimizi sürekli gördüğümüz halde tanımıyoruz. Aynı şirkette çalıştığımız insanlarla, komşularımızla hep yabancıyız. Oysa başka kimlerle yakın olabiliriz ki?

Üstelik komşu demek, aileden demekti. Sofranı, hayatını, paranı, sırlarını paylaştığın insanlardı komşuların. Şimdi ise komşu sahibi olmamak için elimizden geleni yapıyoruz. Niye? Her yerde bu kadar yalnız olmak istiyorsak, sosyal medyada kalabalık gözükmek için takipçi sitelerine bu kadar parayı niye harcıyoruz o zaman?
Yakın zamanlarda bir ev arayışım oldu. İnatla şu yeni yapılan soğuk rezidanslı binalara taşınmadım. Girdim baktım ama. Girdim baktım ve yolu başka bir sokağa, caddeye, manava, terziye çıkan bir sokakta oturma isteğime sarıldım sıkıca. Çünkü asansörüyle, koridoruyla, cam bir fanusun içindeymiş gibi seni hapseden yapısı ve diğer yüksek binaları görmeni sağlayan açısıyla, çalıştığım yerden hiçbir farkı yoktu. İşten çıkıp işe gitmek gibi olacaktı oraya gitmek. Oysa eve gitmek, özlediğine dönmektir her zaman. Ev, özlenendir gün içinde. Huzura varmaktır eve varmak. O yüzden aile çok önemlidir, Evdir aile. Evin içidir.
….
Mesela hiç alışveriş yapmadığınız bir esnafın dükkanının önünden geçerken ona “hayırlı işler” diye seslenin, bak nasıl da umut dolacaktır içi. Bunlar romantizm değil, gerçekler. Romantizm, artık önünden geçebileceğiniz esnaf sayısının azalmasıyla ilişkilidir.
 
Gerçi hepimizde var bu; yolda yardıma ihtiyacı olan birini görsek ne de olsa başkası yardım eder deyip geçiyoruz. Oysa iyilik, bir başkasına devredilemeyecek kadar mühim bir şey. Bulmuşken tadını çıkarmak lazım değil mi?
Yaşar Kemal’in Kuşlar da Gitti kitabında Florya’da kuş yakalayan “azat buzatçı” kimsesiz çocuklar anlatılır.  Büyük bir zevk ve hayranlıkla okumuştum. Özellikle doğup büyüdüğüm yerin yakınlarında (Sefaköy- ki Safraköy diye anlatır orayı Yaşar Kemal) böyle nefis zamanların yaşanmış olması hem şanslı hem de şansız hissettiriyor beni. Şanssız hissettiriyor çünkü bırak azat buzatçı çocukları, kuş görecek alanımız bile kalmadı artık. Şimdi Kadıköy Göztepe’ye taşındım. Şans bu ya, Kentsel Ölüşüm’e girebilmesi için müteahhitlerle görüşmeye başladılar. Oysa yıktıkları yalnızca binalar değil, yaşanmışlıklardır biraz da.
Azat Buzatçı çocuklar yakaladıkları kuşları kafese koyar, camii önlerinde satarlarmış. Satarlar derken, camiiden çıkan kişiler para karşılığında kuşları özgürlüğüne salarmış  ve “azat buzat beni cennet kapısından gözet” derlermiş. Çünkü arkadaşlar, niyet önemlidir her zaman. Niyet!
Emrah Ateş
19.02.2018
Tags : emrah ateşyaşar kemal
Emrah Ateş

Yazar Emrah Ateş

Yorumlar