close

Deneme

Güzel Şeylerin Yokluğu’nda geçen 14 kitap önerisi:

cicek-bar-da-kitap-mezati-basliyor-393068-5

Güzel Şeylerin Yokluğu, en yakın arkadaşının sevgilisine aşık adamın, onlara nikah şahidi olmasıyla başlayıp, abisinden nefret eden bir gencin yine abisinin doğan çocuğunu taparcasına sevmesiyle bitiyor. Bu iki farklı ama aslında hiç de yabancısı olmadığımız hayatlar arsında birçok karaktere sahip kitap.

Toplamda 14 öykü var ve bu 14 öyküden ilki olan Şahit’te karakterimiz okunacak kitaplar listesinden bahsediyor. Arkadaşı kızı tavlayabilsin diye “okunacaklar listesi” yapıp arkadaşına veren karakterimizin işte önerdiği 14 kitap:

yazar notu: benim kıt aklım Hasan Ali’nin “ben bir gürgen dalıyım” kitabını “ben bir gürgen ağacıyım,” diye, Yaşar Kemal’in o nefis “ağrı dağı efsanesi’ni” “ağrı dağı destanı” olarak yazmış kitaba. Çünkü ben bu kitapları insalara sözlü bir şekilde de önerirken sürekli (niyeyse) destan ve ağaç kelimelerini kullandığım için, bakar kör olmuşum, görmemişim, affedin. Gelgelelim, kitap basım aşamasına girmeden önce okuyanlar da görmedi bunu. Ama ben kendimi bu hususta Hasan Ali Toptaş’ın şu söylemiyle savunmak isterim: Ufak yanılgılar, okuru dinç tutar!

1- Ferhan Şensoy- Düşbükü

2- Emile Ajar- Onca Yoksulluk Varken

3- Sadık Hidayet- Kör Baykuş

4- Tarık Dursun K- Bağrıyanık Ömer ile Güzel Zeynep

5- Füruzan- Sevda Dolu Bir Yaz

6- Bekir Yıldız- Kara Vago

7- Steinbeck- Fareler ve İnsanlar

8- Sait Faik- Mahalle Kahvesi

9- Orhan Kemal- Avare Yıllar

10- Hasan Ali Toptaş- Ben Bir Gürgen Dalıyım

11- Yaşar Kemal- Ağrı Dağı Efsanesi

12- Proust- Swanların Tarafı

13- Barış Bıçakçı- Sinek Isırıklarının Müellifi

14- Ferit Edgü- O

Emrah Ateş

16 11 2018

Devamı ...

“GÜZEL ŞEYLERİN YOKLUĞU” çıktı!

44894423_10156751924202229_8722305600026836992_n

“Masanın yanındaki aynaya takıldı gözü. Orada zavallılığını
gördü, “büyük ve güzel” şeylerin yokluğunu gördü
yüzünde. Yıllarca yanıbaşında yaşayan Selim’in, bu yüzü
güzelleştirmesine nasıl izin vermediğini, sunulan zenginlikleri
nasıl kör bir inatla geri ittiğini gördü. “Bir dostun varlığı
güzel bir şeydir; fakat bir dosta ihtiyaç duymadan yaşayabilmektir
önemli olan” sözünü söyleyen Turgut’un fakir
suratını gördü”

Oğuz Atay-Tutunamayanlar

 

Ben yıllardır yazıyorum, bu ilk değil, son da olmayacak. Çocukken sınıftaki kızları etkilemek için maniler yazardım misalen. Sonra birbaşkasını etkilemek için yazdığım şeyler başkalarını değil yalnızca beni etkiledi. Etki büyüdü büyüdü büyüdü. Yazmak terapi, yalnızlıktan kurtulma biçimi oldu trajikomik hayatımda. “Ooo anlatsam roman olur” dedim ve anlattım hep. Yazdım yazdım yazdım. Bu benim hayatım diyecek şekilde yazmadım belki ama kendi hayatımdan, herkesin hayatından bir şeyler yazdım tüm kitaplarımda

Şu aşağıda elleri cebinde gördüğünüz çocuk var ya, daha Don Kişot’u yeni okumuştu o zamanlar. Fareler ve İnsanlar ile tanışmamıştı henüz. Seviyordu kitap okumayı ama gözü diğer çocukların sürdüğü eşyalardaydı. Para biriktirip kaykay almıştı. Aldı dediysem de hurdacıdan, ikinci el. Yine de onundu işte. Sonra attı babası bu salak kesin sürerken araba çarpar diye. O yüzden eli cebinde hep izledi insanları. Onları, onların olanı… Hayatımın özeti: “herkesin bir şeyi vardı benim yoktu”

O zamanlar aklımda yoktu kitap çıkarmak. Çocukken büyülü geliyor böyle şeyler insana. Öyle de gelmeli belki de. Şimdi benim gibi her önüne gelen kitap bastırabiliyor işte! Kalmadı büyüsü. Hasan Ali’nin de dediği gibi “bir kazadır oldu kusura bakmayın; yazmış bulundum” diye özür diledim okuyucudan son kitabımda

Gelgelelim, ilk kitabım çıktığında liseye giden bir okurum, hafta sonu fuara geldi üniversite öğrencisi olarak. Bir okur büyütmüşüm dedim; ne güzel… Böyle zamanlarda yeniden buluyor beni yazar olmanın, yazmanını büyüsü…

İnsanlar “yazdıklarını kim okuyacak” dediği zamanlarda blog yazarıydım daha. Bir mail düşmüştü mailime hep anlatırım, aşk acısı çeken bir yaşıtımın duygu yüklü mailiydi. Teşekkür ediyordu bana. Ne zaman yazmaya küsesim gelse bu örnekleri hatırlarım. Çünkü tepkiler değişmedi, “kaç para kazanıyorsun”a döndü sadece.

Hoş şimdi de entelektüel olmayan çevrem kitap çıkardım diye dalga geçmeye devam ediyor hala ama biliyorum, güzel şeylerin yokluğu her zaman var, bu da onlardan biri işte. Ben de zaten o insanları yazıyorum biraz, varsın olsunlar o zaman; iyi ki varlar hatta!

Karışık konuştum biraz ama inanın heyecanım büyük. Ben hep buradaydım belki ama yeniden aranıza dönmüş gibi  sevinçliyim. Çünkü bu kitap sesim oldu. Okurken benim sesimi duyacaksınız. Umarım okursunuz. Umarım seversiniz…

Not: Fuar programım aşağıdaki resimde, internet satış linki ise bir altta; tık tık 

https://www.dr.com.tr/Kitap/Guzel-Seylerin-Yoklugu/Edebiyat/Roman/Turkiye-Roman/urunno=0001783818001

Devamı ...

İsmail Devrim’in oğlunu anlamak

Dnsb6mUWsAAmiYP

İsmail Devrim yakın zamanda intihar eden bir baba. Oğluna okul pantolonu alamadığı için oğlu okuldan atılıyor, baba ise durumu öğrenince bunu gururuna yediremeyip intihar ediyor. Yaşadığımız hayat bazen insanı içinden çıkılmaz hale getirebilir. Elbette tüm sorun yalnızca pantolon değildir, kişinin hayatına eğildiğimizde onlarca belki yüzlerce onu bu duruma iten sorunlarla karşılaşabiliriz. Ama ben başka bir konudan bahsetmek istiyorum; Hassasiyetsizlikten…

Hassasiyet, o çocuğun okulun alınmamasını engellerdi. Kimse mevcut durum ne olursa olsun, gerçekten parası olduğu halde pantolonsuz bile geliyor olsa o çocuğun okuldan atılmasına sebep olamaz. Yetişme çağında bir çocuğun onurunu, gururunu ayaklar altına alıp onda derin yaralar açamaz. İlkokulu okul aile birliğinin yardımıyla geçiren biri olarak söylüyorum bunu. O günlerle ilgili hafızamda derin yaralarım var:

Yardım zamanlarında isim listelerindeki çocuklar çağrılırdı sınıfta. İsimlerin okunacağı günler okuldan kaçardım ya da adımı duymamazlıktan gelir çoğu zaman da ihtiyacım olduğu halde “ihtiyacım yok hocam” derdim utancımdan. 8. sınıfın son günü okul müdürü “aidatını ödemeyenler sınıfa girmesin” diye anons yapmıştı biz bahçede beklerken. Hepimiz karne alacağız diye çok heyecanlıydık ve takdir getirecektim eve her zamanki gibi. Ama okula girmemiştim, girememiştim. Okul döneminde defalarca aidat istenmişti ama ben babama aidatı istediler diyememiştim. Giremezdim bu konulara. Gecekonduda yaşayanlar bilir böyle bir evde yaşamanın erkek çocuklarına çöken fakir hüznünü. İsteyemezler öyle ana-babadan bir şey. Okulun son günü bu yüzden kimseyle vedalaşamadan çektim gittim. Aradan 14-15 yıl geçti ama ben o günleri unutmadım, unutamadım. Arkadaşlarımla vedalaşamamanın hüznünü hep hissettim üzerimde.

Şimdi İsmail Devrim’in oğlunun yerine koyuyorum da kendimi, bir pantolon yüzünden okula alınmayışının o kahredici acısını o kadar iyi hissediyorum ki.. Hassasiyet yaşamımız için çok önemli arkadaşlar, çok! O yüzden bilhassa öğretmenlere seslenmek istiyorum; öğrencilerinizi bir çiçeği büyütür gibi büyütün lütfen. Onlar kırılgan, çok kırılgan. Bazen siz yetişemiyorsunuz görmeye ama onlar bir süre sonra soluyor, öyle devam ediyor yaşamlarına. Sebebinin siz olduğunu bilmiyorsunuz bile. Belki de bu yüzdendir durmadan çocuklara yönelik okul çocuklarına yönelik yardımlar düzenliyorum ya da katılıyorum; o günlerin acısını çıkarır gibi…

 

Emrah Ateş

24.09.2018

Devamı ...

Sabahattin Ali’nin Atatürk’e yazdığı mektup

sabahattin-ali-nin-olumsuz-eserlerinden-birbirinden-guzel-7-alinti_780x390

Sabahattin Ali 1932 yılında, öğretmenlik yaptığı Konya’daki ortaokulda “Hey anavatandan ayrılmayanlar / Bulanık dereler durulmuş mudur?” mısraları ile başlayan ve Mustafa Kemal Atatürk’e, İsmet İnönü’ye ve bazı devlet adamlarına hakaretler eden bir şiir yazdığı iddiasıyla tutuklandı ve 12 ay hapse mahkum edildi. Büyük bir kesim bunun aslında uydurma bir iftira olduğunu beyan etmiş olsa da kafalarda her zaman için bir soru işareti vardı. “İnsanın kalbi varsa solcu olmaktan başka şansı yoktur” diyecek kadar solcu bir insanın, ülkeyi büyük bir kaostan kurtaran bir komutan için, hele ki dönemin şartlarını göze alırsak böyle bir düşüncesi varsa bile dile dökecek kadar aptal olmadığını düşündüm hep.  Gelgelelim geçenlerde arşivden yeni bir belge çıkmış. Bu belge, Sabahattin Ali’nin Sinop Cezaevinde iken Atatürk’e yazdığı mektup. Ve o mektupta Atatürk’e, kendisine iftira atıldığını söylüyor. Mektubun tam metni ve görseli şu şekilde:

….

Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Hazretlerine,
Zât-ı âlinizi îmâen ve telmihen tahkiri mutazammın (imâ ve kastederek hakaret eden) bir şiiri yazmış ve okumuş olmak cürmü ile bir sene hapse mahkûm edildim. Mahkeme zabıtlarının sathî bir tedkiki bile bu kararın nasıl bir zihniyetin tesiri altında verildiğini isbat edebilir. Fakat, Temyiz Mahkemesi tarafından tasdik edilmiş olması, hükmün isabetsizliğine dair daha çok söz söylemekten beni alıkoymaktadır. Beni en çok üzen yediğim ceza değil, sizin büyük isminizin şahsi intikam vasıtası olarak kullanılabilmesi ve buna müsamaha edilmesi keyfiyetidir. Kablî (önfikirli) hükümlerden, sakat düşüncelerden ve lüzumsuz korkulardan uzak bir heyete her zaman kabahatsizliğimi ispat edebilirim. Fakat bütün bunlara lüzum kalmadan işi sizin yüksek kararınıza bırakmayı tercih ettim: ‘Ben böyle bir şey yapmadım’ diyor ve buna inanmanızı rica ediyorum. Benim şimdiye kadar yalan söylediğim görülmemiştir. Ne karakterde bir adam olduğum da Maarif Vekaleti’nden sorulabilir. Herhalde bana inanacağınızı ümit ediyorum. Şimdilik kendi sözlerim ve teminatımdan başka müeyyidesi (yaptırımı) olmayan bu iddiam inanılacak kuvvette görülmediği takdirde yine size müracaat ediyor ve affımı rica ediyorum. Eninde sonunda hakkımı ispat edeceğimi bilmesem böyle bir ricada bulunmazdım. Beni affedecek kadar büyük ve iyi kalpli olduğunuzdan eminim.

Ellerinizden öperim efendim. 14 Nisan 1933.
Konya Hapisanesi’nde mevkuf, Konya Muhtelit Ortamektep Almanca Muallimi Sabahattin Ali.

İşte o mektup...

kaynak: onedio.com
Devamı ...

Aslında Kişisel Olmayan 7 Kişisel Gelişim Kitabı Önerisi

Heqiqi-menada-inkisaf-davranis-deyisimi-de-getirir52977

Malesef ki her geçen gün kişisel gelişim adı altında çok saçma kitaplar basılıyor. Aslında isimlerini Kişisel Ölüşüm kitapları olarak değiştirmek gerek. Gelgelelim motivasyona ihtiyacımız olduğu için, ya da hayatımıza sihirli bir değnekmiş gibi etki edeceğini düşündüğümüz için bu kitaplar ne yazık ki bir işe yaramayabilir. Örneğin, kitapta diyor ki ” boş zamanlarınızda mesela sandalla bilmemne deresinde gezerken şarabınızı yudumlayın”. Bu mu yani enfes çözüm? Herkes boş zamanlarını daha kaliteli değerlendirirse mutlu olacağını biliyor zaten. Esas olay bunu hayatına uygulayamayanlar için pratikte bir şey sunmak.

İnsanın kendini geliştirebilmesi için önce kendini tanıyabilmesi gerektiği kanaatindeyim. Birisinin size ne yapacağınızı söylemesi kolay. Oysa hiç ummadığınız kitaplardan kendinizi geliştireceğiniz etkileyici noktalar yakaladığınızda iş başkalaşır.

Yıllar önce bir arkadaş ortamında konu kitaplardan açılmıştı. Ortamda tanımadığım kişilerde vardı tabii. O dönem de sürekli sahaf gezdiğimden cüzdanımda alınacak kitaplar listesi mutlaka olur, buldukça üzerini çizerdim(tekrar tekrar aynı kitapları almayayım diye) Sonrasında, yeni tanıştığım ve şimdi iyi dost olduğumuz arkadaşıma listeyi uzatmıştım. Listeyi okuduktan sonra bana sadece şunu demişti “ne iyi insansın”

Kendimi iyi hissetmiştim. Çünkü iyi kitap size bunu sağlar.!

Gelelim önerilere… Özellikle ilk 4 kitap, benim için konu her ne olursa olsun önerdiğim ve hayatımı çok başka zamanlarda etkilemiş, benim için çok önemli kitaplar.

 

Cervantes- Don Kişot: 

Başkoyduğun yolda yürümenin asaletini, zorluğunu ve hayalleri olmadan yaşayamamayı öğretir insana…

Tolstoy- İnsan Ne ile Yaşar

Aslında bütün kişisel gelişim kitaplarında aradığınız soru bu kitabın adıyla aynıdır. “İnsan Ne İle Yaşar?” Cevabı ise biraz kara mizah, biraz da yüzünüze vuracak çarpıcı gerçekler ile bu kitapta yer alıyor:

 

Fareler ve İnsanlar:

Alıntılayalım: “İnsanın yüreğinin iyi olması için akla ihtiyacı yoktur. Bana zaten bu ikisi birlikte pek olmuyor gibi geliyor. Gerçekten akıllı bir adama bakıyorsun, hiç de iyi biri olmadığını görüyorsun…” Böyle bir cümle okuyabileceğiniz bir kişisel gelişim kitabı varsa önerin bana.

 

Yaşar Kemal- Ağrı Dağı Efsanesi:

Aşkı bilmeden kendini nasıl geliştireceksin? Yaşar Kemal’in tüm kitapları insanın kendisine ayna tutar. Ama bu destan başka, bambaşka benim için…

 

Mina Urgan- Bir Dinazor’un Anıları

Anılar, yani kişinin yaşantısındaki detaylar aslında en güzel kişisel gelişim tekniğidir. Zaten günümüzde birçok kişisel gelişim kitabındaki amaç da budur ama bunu gerçekleştirebilene henüz denk gelemedim. Oysa birçok yazar ise kendi günlüklerini yazarken farkında olmadan bunu yapar. Bunun en güzel örneklerinden biri ise Mina Urgan’ın anılarından oluşan kitaplardır.

Sunay Akın- Ay Hırsızı

En iyi yöntemlerden biri de gerçekte yaşanmış etkileyici hayat hikayeleridir. Yine genelleme yapacak olursak kişisel gelişim kitapları bize bunu sağlamaya çalışır. Ama hikayelerin çoğu sığ, gerçeklikten uzak ve yavandır. Oysa yaşayan tarih Sunay Akın bu konuda size en güzel bilgileri verir.

 

Orhan Veli- Bütün Şiirleri

ve son olarak da (daha sonra devam ederim) şöyle diyelim

Şiir okumayan insanın kendini geliştirmesi mümkün değildir!

 

Emrah Ateş

26 07 2018

Devamı ...

Tolstoy’un Bisikleti

Ekran Alıntısı

“Tolstoy bisikleti sürmeyi öğrendiğinde tam 67 yaşındaydı.

Bugün “Tolstoy’un Bisikleti” diye bir kavram vardır.

Ve “hiçbir şey için geç değildir” anlamına gelir…”

 

Hayata iz bırakacaksan böyle bırakacaksın arkadaş!

Devamı ...

Katile Açık Mektup

sivas_katliami_nin_bas_saniginin_adresi_belli_ancak_bulunamiyor_h103997_040fd

Kızın var mı senin?
Yahut bir baban, kardeşin.
Ya da çok yakın bir arkadaşın var mı?
Hiç biri yok değil mi?
Varsa eğer, hepsi suçlu bu yangında.

Sen elinde ateş, otele giderken, oteldekilerin de bir kızı olduğunu düşündün mü? Metin Altıok’u yakmaya çalışırken Zeynep adında bir kızı olduğunu biliyor muydun? Öyle ki Altıok’un hayattaki tek telaşı kızını büyütmekti. En güzel şiirlerini ona yazacaktı. Sen bir babadan ne istedin?

Karikatürist Asaf Koçak, oteli yakmaya çalışırlarken, insanlar korkmasın diye mızıka çalıyordu. Bir insan nasıl bu kadar cesur olabilirdi bunu hiç düşündün mü? Ateş tutan mı daha cesurdu mızıka tutan mı?

Sen hiç ömründe bir enstrüman çaldın mı? Eline kağıt kalem alıp da aslında hiç sevmediğin karına tek güzel bir söz yazdın mı?

Devamı ...

Yazamamanın Sırrı -2

Ekran Alıntısı

 

-Eee, yazsana ne duruyorsun. Ne diye aldın beni eline.

+Vazgeçtim, yazmayacağım

-Kimler kimler yazıyor sen anca otur böyle salak herif. Korkak!

+Sidik yarıştırmıyorum kimseyle isteyen yazmaya devam etsin. Banane!

-İyi de böyle yaparsan unutulursun. Yakında kimse hatırlamayacak seni.

+Unutulmak için bilinmek lazım ilk önce…

-Hah işte ben de onu diyorum, yazmazsan kimse bilmez ki zaten seni.

+Kötü yazarsam kötü bilinirim. Ben iyiyi kovalıyorum.

-Bırak şimdi romantizmi; bak millete altı ayda bir yeni kitabı çıkıyor.

+Çıksın, onlar eskiyor ama…

-Bence sen kendini kandırıyorsun!

+Hayır, asıl sen beni kandırmaya çalışıyorsun. Henüz hazır değilim diyorum sana. Git başımdan! Git!

 

Emrah Ateş

 

Devamı ...

23 Nisan Pabuçları

mahalle-maclari-gol

Babam, iş maddiyata bindiğinde her şeyi gözünde büyüten bir adamdı. Bu hastalık ondan bana geçmiş bile olabilir. Örneğin Kartalspor’un seçmelerine gireceğim zaman krampon ve forma alma şartını duyunca babama söylemiştim. Zamanında köyden Istanbul’a göçen diğer anadolu babaları gibi “nereden bulcam şimdi onlara para” diyerek bu isteği reddetmişti. Bu isteği reddedilmeyen Ali Güzeldal ise bir dönem Trabzonspor’da bile oynadı.

Ilkokulda sınıf öğretmenimiz, Barış Manço’nun bir şarkısıyla 23 Nisan için gösteri düzenleme kararı aldı. Elimizde rengarenk tüller, boynumuzda papyonlar, askılıklı pantolonlar giyerek güzel bir oyun oynayacaktık. Is provaların bitip elbiselerin alınmasına gelince ben hemen oyun listesinden adımı sildirdim. Babamın karşısına para harcamasını gerektirecek bir şeyle gitmek istemiyordum.

Devamı ...

Bir bebek ilk şiirini fısıldadı dünyaya; ağlayarak…

indir (1)

En sevdiğim şair Orhan Veli 104 yaşında! Nasıl sevilmez yahu nasıl, mahallesindeki ağaca bile şiir yazan bir adam nasıl sevilmez değil mi? Onunla sevdim şiiri. İlk şiirlerimi onu tanıdıktan sonra yazdım. Yazdıklarımı onun yazdıklarıyla kıyaslayıp ilk ondan utandım. Sonra bir vesikalığını gördüm birgün, uzun uzun baktım ona. Ve ödeştim onunla, bir şiir yazdım Orhan Veli için; hem edebiyat hesaplaşmak değil midir?

“Ne gereği vardı vesikalıklarda gülmenin
Devlet dairelerinde kullanılacaksa”

Geçtiğimiz yıllarda bir üniversitede “Homeros’tan Bize Kalan” isimli bir radyo programı yapıyordum. Bu programda her hafta bir yazar seçer, onunla ilgili araştırmalar yapar ve elimden geldiğince bilgiler verirdim. O dönem Orhan Veli’yi anlatmak istediğimde neredeyse onunla ilgili tüm röportajları, makaleleri okumuştum. Ama Orhan Veli’yi tanımak için evvela Haluk Oral’ın “Bir Roman Kahramanı Orhan Veli” kitabını okumak gerektiğini belirtmeden geçmeyeyim. Hatta şimdi yazacağım birçok bilgi yine o kitaptandır. Yazarına tekrar minnetimi sunarım.

Bilhassa bu kitapta yaşadığı aşkları, çocukluğu, gençliği, bilinmeyen yönleri ve ölümüyle ilgili yıllardır süren o tartışmaların gerçek yüzünü açıklar Haluk Oral. Dahası, Orhan Veli’nin bir şiirinde söylediği “adını söyleyemem, edebiyat tarihçisi bulsun” dediği aşkını bulmuştur Haluk Oral. Hepsini yazmayacağım tabii ki buraya, merak eden gidip kitabı alıp okusun canım…

 

Orhan Veli benim için biraz da Müşfik Kenter olmuştur hep. Çok isterdim kendisinin sesinden Orhan Veli şiirlerini dinlemeyi. Hem hangimiz bir dönem Müşfik Ustayı Orhan Veli zannetmedi ki değil mi? Bir yandan dinlerken bir yandan da okuyalım o zaman;

https://www.youtube.com/watch?v=xGN6mF9KHRo

Tarihler 13 Nisan’ı gösterdiğinde henüz Türk Edebiyatı bile farkında değildi yıllar sonra yaşayacağı değişimin. Çünkü o tarihte bir bebek ilk şiirini fısıldadı dünyaya ağlayarak; Orhan Veli, 13 Nisan 1914’te Beykoz’a bağlı Yalıköyü’nün İshakpaşa Yokuşu’nda bulunan 9 numaralı konakta dünyaya geldi.

Sanat onun içindeydi. Babası Cumhurbaşkanlığı Orkestra şefiydi.

İlkokuldan sonra Ankara lisesinde yatılı okudu. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın öğrencisydi. Tanpınar onu yazmaya teşvik etmişti. Oktay Rıfat ve Melih Cevdet’le ise lisede tanıştı. Kim derdi ki bu isimler bir gün edebiyatta devrim yapacaktı. İlk atılımlarını o zaman yaptılar; lisedeyken “Sesimiz” isimli bir dergi çıkardılar.

Mezuniyet döneminde Atatürk’ün de içinde bulunduğu bir heyet onları tarih sınavına tutar. Oktay Rıfat, Orhan Veli ve Aydın Sayılı sınıf arkadaşlarıdır. Aydın Sayılı kim mi? 5 TL’nin arkasındaki kişi işte canım. Atatürk kendisini çok sever ve yurt dışına gönderilip bilim adamı olmasını ister. Olmuştur da!

Orhan veli liseden itibaren çokça tiyatroyla ilgilendi. Birçok oyunu sahneye koydu. Hatta 17 yaşındayken Beykoz’daki yalılarının bahçesinde bir tiyatro kurdu ve tüm mahalleye oyunlar oynadı. Melih Cevdet’in tiyatro sevdiğini duyan Orhan Veli gidip onunla arkadaş olmak istediğini söyler. Beraber tiyatrolara giderler. Hatta lisedeyken “Zor Nikâh” isimli bir oyunda beraber rol alır ve Atatürk’ün karşısında oynarlar.

 

Orhan Veli 16 yaşındayken annesinden para alıyor kendisine Kumkapı’dan sandal alıyor. İki kişi kürekle çek çek gece ediyorlar. Bebek’e vardıklarında Orhan Veli mahallenin karpuzcusunun kazancını hesap etmek için karpuzcu gibi bağırmaya başlıyor ama gel gör ki kimse karpuz istemiyor. Orhan Veli o günden sonra avuçtaki nasırın alın terinin ne olduğunu anlıyor.

Sabahattin Eyüboğlu İstanbul Üniversitesine doçent olarak atandığında Orhan Veli orada öğrencidir. Yaşamı boyunca Orhan Veli’ye en çok o kol kanat gerer.. Bunda mezar işlerini halletmek de dahil. Sabahattin Eyüboğlu aynı zamanda Nazım Hikmetle de yakın dosttur ama Eyüboğlu memur, Nazım ise hapistedir. Dostlukları şifreli mektuplarla sürer.

Eyüboğlu ve Orhan Veli bir süre sonra Hasan Ali Yücel’in kurduğu tercüme bürosunda beraber çalışmaya başlarlar. Hatta aynı büroda üniversite arkadaşı Erol Güney de vardır. Bir süre sonra Orhan Veli, Erol Güney’in baldızı Bella’ya âşık olacaktır. Hatta sere serpe şiirini Bella’ya yazmıştır. Hatta Bella’ya yazığı bir mektupta her cümle B harfi ile başlar. Jeste bak!

Hasan Ali Yücel istifa ettiğinde onlar da büroyu bırakırlar. Bu dönemden sonra da Orhan Veli’nin ciddi maddi sıkıntıları başlar.

Necati Cumalı bu istifayı şöyle anlatır; Orhan Veli, tercüme bürosuna gelip yeni müdürün önünde bir şişe şarap kırdı ve çekip gitti.  Bir daha da gelmedi…

Emrah Ateş
13 04 2018

 

not: Google’de bugüne özel güzel bir jest geçmiş.

Devamı ...