close

Öykü

Ama Baba, Müslüm Baba Bu!

muslum-gurses_5618

Hayatı benim gibi arabeskin doruklarındaki mahallelerde geçmiş kişiler Müslüm Gürses’i bir başka sever. Kimileri onu yaptığı cover”lerden sonra sahiplense de biz onu öyle bir severdik ki, sevgi içimizde taşar, yine bize batardı; o yüzden bir cam kesiğiyle onu dışarı akıtırdık. O yüzden size onunla  ilgili birkaç anımı anlatmak isterim;

Gizlice evin bahçesinde sigara içtiğimiz günlerdi. Nenemin erkek kardeşinin torunu olan Yunus bir yerlerden ya çalıyor ya da harçlıklarından biriktirmiş olsduğu parlament sigarası alıp bize geliyordu. Parlamentin pahalılık durumunu ve o yaştaki harçlık potansiyelimizi şimdi düşünürsek, yüksek ihtimalle babasının sigarasını çalıyordu.

Sigara bulamadığımız günler Atatürk Parkının etrafını turlar, yerde az içilip atılan sigaraları toplayıp içerdik. Sanırım o sigaraların yarım olmalarının sebebi de parkın oradaki otobüs durağında bekleyen kişilerin ‘tam sigarasını yaktığında otobüsünün gelmesinden’ oluşuyordu

Yine öyle gizlice sigara içtiğimiz günlerden bir gün, düğün şarkıcısı ve bilhassa yeraltı işlerine bulaşan abim, bizim gecekondunun arka tarafında sigara içerken bizi yakalamış, beni güzelce dövmüş ve sigara paketini alarak eve gitmişti. Onun beni dövmesini babama söylemememe kıyasla, o da sigara içtiğimizi evdekilere söylemeyecekti. Ya ikimiz de dayak yiyecektik babamdan ya da ben yediğimle kalacaktım. Aile ilişkilerimiz yıllardır böyle karşılıklı alışverişlere dayalıdır.

Yine aynı abim her ay mutlaka benden okul harçlıklarımı ” sana atari alacağım” bahanesiyle alır sonra da vermezdi. Ömrümde bir kere atari sahibi oldum; o da mahalledeki arkadaşım Utku, atariden Sega’ya dikey geçiş yapınca atarisini bir ay boyunca okul harçlıklarımı vermek karşılığında satmıştı. Gerçi o dönem de atari ile Mario oynarken arka koltukta uyuyan babam bir daha uyanmadı. ya neyse. O günden sonra bir daha hiç Mario oynamadım. Boşver, hüznü geçelim…

Devamı ...

Babamın Eli

fidan-8

Önce şu soruyu sormak istiyorum. Aslında soru değil, isyan bu! Kaçımız artık, ailemizin ağzından güzel hatıralar dinliyoruz? Güzel olmasa bile olur hatta. Kaçımız, kendi ailemizi tanıyabiliyoruz?

Şimdikinden daha da parasız olduğumuz zamanlarda, belki de yapacak başka bir şey yok diyeydi ama olsundu; çokça sohbet edilirdi evimizde. Hayal meyal hatırladığım sohbetlerden biri de, babamın gençken bir filmde oynadığı üzerindeydi. O zamanlar oturduğu mahallede film çekimine gelmişler. Eh, zaten milletin Yeşilçam filminden başka bir keyfi yok o dönemlerde, herkes hastası, tüm mahalleli gibi babam da hemen gidip başlamış seti dikizlemeye. Şans bu ya, filmdeki kahve sahnesi için bir çaycı lazımmış, babam da atlamış hemen. Allem etmiş, kallem etmiş, kabul ettirmiş kendini role. O vesileyle de Fikret Hakan ile tanıştığından  bahsederdi. Yıllar sonra da Tamer Yiğit ile beraber kız kaçıracaktı babam. Adından belki hiç bahsedilmeyecekti ama en azından aile içinde bir şan şöhret sahibi olacaktı (bir önceki sayıda bahsettim bu konudan)

Devamı ...

Mahşide Vapuru

indir

İşte geliyorlar! Büyük bir kalabalık halinde, sanki dakikalardır oldukları yerde sabırla bekleyenler kendileri değillermiş gibi hınçla geliyorlar. Bir önündekinin saç kesimine bakmadan duramayan kadınlar, elindeki çantayı sanki içinde para varmış gibi taşıyan erkekler, sırtındaki çantada eski basım bir kitap olsa fena olmazdı; ama olsa olsa şarj aleti vardır işte, onun için en mühim olan şey o çünkü şapkalı çocuğun…

Yine de hayat ihtiyarlara güzel. Biliyorlar ki biri yer verecektir ne de olsa… Hiç acele etmiyorlar, hiç bozmuyorlar efendiliklerini. Yüzlerindeki çizgiler, hayatın onlara verdiği bu olanaktan yararlanmalarını sağlayan bir fermanmış gibi; içeri girince büyük bir kalabalığa seslenen partililer gibi bakıyorlar insanların gözünün içine; acıyarak ve acınacak halde.

Devamı ...

Sonra?

Ekran Alıntısı

Anneme…

 

Sonra;

Doktor gelir, O’nun öldüğünü söyler. Ani bir şok geçirir ve ağlamaya başlarsın; etrafındaki kadınlar bayılmaya başlar, onlarla ilgilenirsin;

Ailenin erkeği sen olduğun için (varsayım) önce birinci derece akrabaları arayıp tek tek telefonda O’nun ölüm haberini verirsin. Karşı taraftan fenalaşma sesleri, bazen de saçma sorular gelir. “Ciddi misin sen, şaka mı bu?” diye sorarlar, sanki ölümün şakası olurmuş gibi. İşte tam da o an anlarsın insanın içinde gizli kalan umudu. Kötü olan her şeyin bir şakanın ardında yok olacağını zannediyor insan böyle zamanlarda. Oysa her şakada bile bir gerçek payı varken, gerçekler nasıl bir şakaya bürünsün ki?

Haber vereceğin kişiler nedense hiç bitmez. Elindeki telefonun rehberindeki isimlerin çokluğuna şaşırırsın. Bu kadar çok arkadaşın olduğuna, akraban olduğuna, O’nun çevresi olduğuna… Bir düğüne çağırılacak insandan daha çoktur genelde bir cenazeye çağırılacak insanlar.

Senin telefonla aramaların sürerken, seni aramaya başlarlar. Kötü haber çabuk yayılmıştır. Seni arayana bütün süreci tek tek anlatırsın. O’nun nasıl hastalığa yakalandığından, hangi tedavileri-ilaçları kullandığından, psikolojik durumundan, aslında ölünce acılarından kurtulduğundan bahsedersin. Ölümünün üzerinden henüz birkaç saat geçmiştir ama sen o kadar çok anlatmışsındır ki, ölüm sıradanlaşmıştır.

Hastaneye gelmek isteyenler olur, onlara yol tarifi yaparsın, kapıda karşılarsın.

Telefonda aranmalar ve aramalar devam eder.

Doktor gelir, ölüm kağıdını imzalamanı ister. İnsan hiç düşünmüyor bir gün böyle bir imza atacağını di mi? İmzandan utanırsın. Hemşire, sana ölüden kalanları teslim eder. Bir poşetin içinde birkaç kıyafet ve takma diş bulursun. İlk kez o an, yaz da olsa, üşürsün.

Devamı ...

Pencere

adasdas

Çocukluğumun geçtiği gecekondunun iki tane camı vardı. Birisi açılır kapanır tahta bir pencere, diğeri ise metal çerçevelerle kaplanmış ve betona yapıştırılmıştı. Abim, her gece eve geç ve sarhoş geldiği için, yine ailemizin diğer sarhoşu olan babama da yakalanmamak için kapıyı çalmaz, tahta pencerenin arasına (bahçeye sakladığı) tornavidayı sokar, pencereyi kastırarak açıp, eve bir hırsız gibi girerdi.

Gecekondunun bahçesinde mahallenin çocuklarıyla saklambaç oynarken aynı pencereyi kullanır, yasak olduğu halde evin içine saklanırdım. Bir oyun alanına geçiş yeriydi o pencere benim için. Annemden su istediğimde kapıdan uzatmaz o pencereden uzatırdı. Onun önünde oturur gelen giden kimse var mı diye bakardım. Kar yağardı; yaptığım kardan adam bozulmuş mu diye oradan izlerdim. Mahallenin hangi köpeği bu defa bize misafir oldu diye oradan incelerdim. Başka bir dünyaya açılan ayrı bir kapıydı aslında o pencere

Sonra babam abimin geceleri hırsız gibi içeri girmesine dayanamayıp o pencereyi komple tahta ile kapattı. Cam olarak da bırakmadı orayı, bir nevi beton örmüş oldu. İçeri giren ışığa kadar hepsini kesti. Sorunları kökünden çözmenin mutlak yollarını arardı hep babam. Bu yüzden de sağlam hataları olurdu.

Devamı ...

Hulte / Xaltî

YukarıMezopotamyanınSesleri-780×334

Anneme… Sebebini boş verin

Köydeyim;

Hultem evin mutfağında sigara içiyor, evin erkeklerine ayıp olmasın diye. Bizim ailede, kadınların erkeklerle beraber yapamadığı şeylerden biri de budur.

Beni görünce toparlanıyor hultem, oysa elinde büyüdüm sayılır; insan eliyle büyüttüğünden utanır mı hiç? Bir çiçeği büyütür gibi büyüttü oysa beni. Az mı yıkadı leğende, saksıdaki çiçeği sular gibi.

Hultem gözyaşlarını siliyor eliyle. Ağlarken yakalandığına mı yoksa sigara içerken yakalandığına mı daha çok utanıyor bilmiyorum. Onu öyle görünce ben de utanıyorum. Utanmak da hıçkırık gibi karşısındaki insana bulaşıveriyor birden. Rahatsız olmasın diye bir ölü sessizliğiyle uzanıyorum su şişesine. Bardağıma suyu doldurup mutfaktan çıkarken sesleniyor arkamdan: “Gel yavrum gel, hara gidiyorsun?”

Devamı ...

Behçet Abi

3188132-bakkal

Oldum olalı hep aynı mahalleyi bildim ben. Her ne kadar şimdi aynı insanlar çok kalmasa da, birkaç tane çınar dururdu hep bir yerlerde. Bazen isimler değişirdi. Ağdemir Gıda önce Ağdemir Bakkal’a ordan da Ağdemir Market’e dönüşmüştü, o kadar. Behçet Abiyse, dükkanın ismi ne kadar değişirse değişsin hep Behçet Abiydi işte! Cips çaldığımda tokatı yapıştıracak kadar sinirli ama babamın ölümünde kalan veresiye borcunu sıfırlayacak kadar da kalbi temizdi.

Babamın ölümünden sonra okul işini paralel evrenlere şutlayıp markette çalışmaya başlamıştım. O dönem bir de evden kaçmışım, tek yaşıyorum ha. Ne aksiyon ama… Behçet  Abi ve kardeşi Oktay Abi ile beraber ikinci el bir çekyatla bizim semtteki eski bir iş hanının boş odasında kaldım bir süre. Yatmadan yatmaya gidiyordum zaten ki başka türlü köpek bağlasan durmazdı. Denedim ha, vallaha durmuyordu.

O odada ilk kaldığım günün ertesi akşamında dükkanın kepenklerini Behçet Abi ile kapatıp Küçükçekmece’de sote bir yere arabayı çekip iki adet miller bira içtik.  Babam uyuduktan sonra dibi kalmış biralarını yudumlayıp sonra lavaboya tükürmelerimi saymazsam ilk bira içişimdi o zaman. İlk! Radyoda türküler çalıyor, şiirler okunuyordu. Karşımızda Çekmece Gölü’nun manzarası… Uzun uzun dertleştik o gün Behçet Abi’yle. Ne konuştuğumu hatırlamıyorum ama o gün yaşadığım o güven hissini çok fazla yaşamadım hayatımda. Sanırım Behçet Abi babam olmuştu o an.

Ertesi gün hayatım sanki çok mükemmelmiş gibi devam ettim yaşamaya.

Devamı ...

Tamer Yiğit’in Kız Kaçırma Mevzusu

Kiz_kacirma_mevzusu

ilknot: Bu yazı Kaybolandefterler/Zine (e-dergi) nin 4. sayısında yayınlanmıştır

En öndeki adamın adı Tamer Yiğit. Soyadı gibi Yiğit bir adam. İnternette biraz bakın görürsünüz, Kenan İmirzalıoğlu’ymuş, Burak Özçivit’miş falan palavra.

Akabinde hemen gerisinde duran İzzet Abi. İzzet Günay. Yanındaki de tabii ki sultanımız Türkan Şoray…

Devamı ...

Yaş 35 Yolun Neresi Ağam?

IMG_20160509_151115

Uzun yıllardır hayalini kurduğum bir şeyi bu sene başarmıştım; yurtdışı tatili… İlk kitap Hayat Meyhanesi sayesinde İtalya’dan edindiğim arkadaşım beni İtalya’ya davet etti beni. Kendisi iki kitabımın da kapağinı çizen kişidir bu arada.

Çizimleri için instagram adresini veriyorum; çok iyidir ve sipariş alır sizden https://www.instagram.com/tolgaozasil/

İtalya ile ilgili anlatacak çok şey var. Ama bugün bahsetmek istediğim şey şu; Verona sokaklarını arşınlarken duvarlardaki ölüm ilanlarına çarptı gözüm. Tolga’dan tercümesini istediğimde bana afişin üzerindeki ihtiyar insan fotoğraflarının yanında “erken kaybettik-daha çok gençtin- seni özleyeceğiz” türü şeyler yazdığını söyledi. Fotoğrafa bakıyorum, “yaş 70 iş bitmiş.”

Ama Avrupa’da hiçbir şey Türkiye’deki gibi olmadığı gibi, bu bile öyle değil! İnsanların kafasında, ihtiyarlık, emeklilik türü şeyler yok. Bizim insanımızın durumu bellidir; 55 yaşına kadar çalış, emekli ol, sonra emeklilik maaşını alırken bir iş daha yap ve 70 yaşında öl. (Yeni kitabım Anı Koleksiyoncusunda bu duruma da yer verdim) Direkt kafada bitirmişiz yani. Belli yaştan sonra “bizden iş geçmiştir” artık. Sonra ihtiyar turistler kale kale dolaşırken de gıpta ile bakıyoruz. Bu derin psikolojiyle kendi ömrümüzü azalttığımızı fark ettim bir duvar afişiyle.

Devamı ...

Kemal

old-age

En son seçimde sandık görevlisiyken sınıfa yaşlı bir amca geldiydi. Bir tek kapıdan içeri girişini gördüm. Yalnız başınaydı; kim getirdi bilmiyorum. Elinde ufak bir baston, konuşurken, dururken hatta yürürken titriyor; zar zor girdi kabinin içine, bastı mühürünü, sonra da attı kutunun içine. Durdu karşımda dik dik gözlerimin içine bakıyor. “Hayırdır, amca,” dedim. “Beni asansöre kadar bırak bari,” dedi. (sanki tanıyormuşum gibi) “Ayıpsın amca,” dedim. Tuttu ellerimi bir kızın elini tutar gibi, asansöre yürüdük beraber.

Bu noktada onu bırakıp gitmem lazımdı ama elini elimden çekmedi. Ses etmedim bindim ben de asansöre; iki kat indik aşağıya. Okulun girişinde basamaklar olduğu için bu defa da benim içim elvermedi “gel merdivenlerden de indireyim,” diyerekten devam ettik.

Aradan 10 dk. geçti biz amcayla hala el ele yürüyorduk. Zaten kanımda ısınmıştı amcaya, siyasi konuşmalar, ulusalcılık falan havada uçuşuyor. Oyunu da büyük ihtimalle CHPye vermiş, adı Kemal’di zaten.

Devamı ...