close

Çocukluğumun geçtiği gecekondunun iki tane camı vardı. Birisi açılır kapanır tahta bir pencere, diğeri ise metal çerçevelerle kaplanmış ve betona yapıştırılmıştı. Abim, her gece eve geç ve sarhoş geldiği için, yine ailemizin diğer sarhoşu olan babama da yakalanmamak için kapıyı çalmaz, tahta pencerenin arasına (bahçeye sakladığı) tornavidayı sokar, pencereyi kastırarak açıp, eve bir hırsız gibi girerdi.

Gecekondunun bahçesinde mahallenin çocuklarıyla saklambaç oynarken aynı pencereyi kullanır, yasak olduğu halde evin içine saklanırdım. Bir oyun alanına geçiş yeriydi o pencere benim için. Annemden su istediğimde kapıdan uzatmaz o pencereden uzatırdı. Onun önünde oturur gelen giden kimse var mı diye bakardım. Kar yağardı; yaptığım kardan adam bozulmuş mu diye oradan izlerdim. Mahallenin hangi köpeği bu defa bize misafir oldu diye oradan incelerdim. Başka bir dünyaya açılan ayrı bir kapıydı aslında o pencere

Sonra babam abimin geceleri hırsız gibi içeri girmesine dayanamayıp o pencereyi komple tahta ile kapattı. Cam olarak da bırakmadı orayı, bir nevi beton örmüş oldu. İçeri giren ışığa kadar hepsini kesti. Sorunları kökünden çözmenin mutlak yollarını arardı hep babam. Bu yüzden de sağlam hataları olurdu.

Evin yalnızca bir tane açılmayan camı kalınca, kırdım ben de o camı. Bilerek değil, yanlışlıkla kırdım. Bahçede oynadığım top cama isabet etmişti. Belki de bilinçaltımın oyunuydu. Yoksa arkadaşımı neden kale diye camın önüne koyayım.

Camcı gelene kadar o cam açık kaldığında cama uzun uzun uzun bakıp şunu düşündüm;

Açılmayan bir cam
Pencere olabilir miydi?

İlk kitabım Hayat Meyhanesinde de bu sorunun cevabını aradım.

Emrah Ateş

 

kitap siparişi için: http://www.kitapyurdu.com/kitap/hayat-meyhanesi/368708.html

Tags : emrah ateşhayat meyhanesipencere
Emrah Ateş

Yazar Emrah Ateş

Yorumlar