close

Teknoloji doğdu unutkanlık bozuldu. Bilmem kaç megapikselli anılar her daim cepte taşınıyor ve eski moda kalpli bir kolyenin içinde ikimizin resmini taşımak yerine, telefonumun arka planını süslüyor resimlerin…

Eskiler nasıl yaşamış aşklarını ve dostluklarını; anlayamıyorum. Ya, doğum günlerini hatırlamak önemsizdi ve kimse aynı yastığa baş koyduğu aile fertlerinin dışında başkasından haber beklemiyordu, ya da çevirmeli-çevirmesiz telefonlarda, hatta kapıya iki kere vurup da kendini belli eden postacının yolundaydı gözler?

Ta ta ta taa! Artık sorun yok! Cep telefonlarımızın hatırlatmalarına işliyoruz en güzel günlerimizi. Şarjı yettiğince en büyük sırdaşımız oluveriyor.

Bizden daha akıllı zannediyoruz bazen, çünkü o; 2000 tane isim ve numarayı aynı anda hafızasında tutup, en güzel ve özel yüzlerce mesajı saklayabiliyor. Bizse, daha dün ne yediğimizden, bihaberiz. Artık o kadar bağlıyızdır ki teknolojiye kendi doğum günümüzü bile bir gün önceye kurduğumuz “yarın doğum günüm oleeyyy’’ diye not düştüğümüz hatırlatmalardan öğreniyoruz. Saat 12’yi geçtiği gibi sanki 1 yıldır bu günü beklercesine, daha kendi doğum günümüzü hatırlamazken başkalarına çamur atıyoruz ‘’Teknoloji denen bir şey var kardeşim kaydet telefonuna ötsün, niye hatırlamıyorsun?‘’

Yok, yok, eskiden insanlar ya çok akıllıydı ya da doğum günlerini önemsemiyorlardı, ne de özel günleri…

Üretilen bütün aletlerin hepsini kişilere benzetmeye çalıştılar. Kahve makinesini ürettiler ki; annem kadar güzel kahve yapabilsin diye. Oysaki makinayı evde çalıştıran yine annemdi ve annem zamanla unuttu güzel kahve yapmasını, ben 3’ü 1 aradanın, arasında kaldım.

Sonra biz mi benzedik, onlar mı bize benzedi anlamadım ama bir telefon ile ne kadar ortak yanımız olduğunu anladım. Sevmiyorduk, yalnızca seviyormuş gibi, bir alışkanlıktan, bir mecburiyetten yanımızda taşıyorduk onu, tıpkı sevmediklerimize kıyamadığımız günlerdeki gibi.

Onlar da, biz de alınıyor, satılıyor ve daha iyileriyle takas ediliyorduk. Canımız sıkılsa bile bazen vazgeçemiyorduk, aşktan ve sevişmekten vazgeçemediğimiz gibi. Papazdık, aynı pilavı her gün yiyemiyorduk. Sonra ara sıra, sıra mıra da kalmadı, yanımıza almayı unutuyorduk ve bazen ben seninle oturduğum o çay tadındaki sahil muhabbetlerinde, sandalyede seni, masada onu unutuyordum…

Emrah Ateş- 2009 Kabataş

Not: Tramvayda bir kadının kendi cep telefonun hatırlatmasına kendi doğum gününü kurması- ve bunu çalınca fark etmesi- bir de yetmezmiş gibi “aa doğum günümmüş telefon hatırlattı” diye bas bas bağırması üzerine- o adını bilmediğim kadına hitaben yazılmıştır.

+not: bu yazı Şehir Dergisi şubat 2017 sayısında yayımlanmıştır.

 

Tags : aşkedebiyatşehir dergisiteknoloji
Emrah Ateş

Yazar Emrah Ateş

Yorumlar